Son güncellenme :02.04.2014 22:59

Anasayfa > Makale > Deniz Göremeyen İstanbul

02.04.2014 Çar, 22:59

Deniz Göremeyen İstanbul

2012-06-03 18.42.2712 yaşındaydım. Deniz tutkusuyla büyüyen, deniz kıyısında neden doğmadım diye hayıflanan, gece rüyalarımı gündüz düşlerimi hep onun hayaliyle süsleyen bir çocuktum. Bir gün denize kavuşacak, kokusuyla mest olacak, bunca yılın acısını çıkartacaktım. Deniz kıyısında doğmak büyük şanstı o zamanlar benim için. Ta ki o gün o haberi izleyene kadar…
Onu görünce denizin hasretiyle yanan yüreğimde ince bir sızı hissettim. İstanbul’da doğan, orada yaşayan ama hiç deniz görmemiş, suçları olmadığı halde hayattan tecrit edilmiş insanlar vardı o haberde. Kadın çocuğu kucağında otobüsten dışarı bakıyor; o kadar çaresiz, ürkek ve şaşkın şu sözler dökülüyor dudaklarından “Ben bunları sadece televizyonda var sanıyordum… (?!)”
O dünya çok farklıydı onun için. Nedir bu kocaman binalar? Bu mavi sonsuz su yığını nedir? Ben neredeyim?..
13 yıl sonra bu kadınların çocuklarını okutacağımı asla bilemezdim o zamanlar. Onlarla içiçe olacağımı, bunca yıla rağman annelerinin kaderiyle kendi yazgılarının aynı olacağını bilemezdim.
İşte onlardan birkaçı.
Zeynep 14 yaşında. Babası iki yaşındayken iki aylık yazdırmış. Eğitime iki yıl geç kalmış. Mervenur ve Sevda 12 yaşında. Aynı sınıftalar. Zeynep ile Merve en küçükleri evin. Sevda 12 yaşında ama 5 kardeşin ablası. Daha şimdiden çok büyük sorumlulukları var. İstanbul’da doğmuşlar, burada yaşıyorlar; ama hiç deniz görmemişler. 10 kilometre ilerideki Karaburun’a dahi girmemişler. En büyük hayallerinin ne olduğunu sorduğumda “Karaburun’a gitmek” diyorlar. Bunu söylerken bile çok utanıyorlar. Hayalleri bile o kadar ufacık ki…
Zeynep’in annesi Oya 38 yaşında. Dört çocuk annesi. 21 yaşında anne olmuş. Bu halde dahi yaşıtlarından şanslı hissediyor kendini. 24 yaşında 4 çocuğu olan velilerimizi düşünüyor galiba. Okuyor ama yazamıyor. Bundan da çok hayıflanıyor. “Keşke zamanım olsa da kurslara gitsem” diyor. Bu şartlara rağmen o kadar hayat dolu ki…
Diyarbakırlı. Ailesinden kilometrelerce uzakta. “Kimsem yok burada” diyor. Eşi de yok, çalışmaya Urfa’ya gitmiş. “Ekmek parası nerdeyse oraya gider” diyor. “İstanbul’u sevmedim sevemedim” diyor. Memleketini özlüyor. Birbirini anlamayan insanlar yüzünden köyünün nasıl yakıldığını anlatırken gözleri doluyor. “Ama tazminatını da aldık” diyerek kimseye de kızmıyor. Dört çocuğunu “aslanlar gibi” yetiştirmiş, gurur duyuyor onlarla. “Ben herkesi severim, herkes de beni sever. Kimseyle derdim yok” diyor. Hayattan beklentisi o kadar çok ki! Bir an bütün olanaklara sahip, hiç bir şeyle yetinemeyen, kendinden olmayanı küçümseyen aşağılayan, buna rağmen yine de umutsuz insanları düşünüyorum. Aynı uzuvlara sahipler, aynı havayı soluyorlar.. Peki farkları ne? Bu anlaşmazlık, birbirini dinlememe, birbirini anlamama ne?
Bu soruların cevebı nerede acaba?
O mavi sulara dalsam denizin derinliğinde kaybolsam cevabını bulabilir miyim acaba…

103 views

Bu yazıyı paylaş

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

*